<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cinsel Saglik</title>
	<atom:link href="http://www.bizdoktoruz.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.bizdoktoruz.com</link>
	<description>Bir başka WordPress blogu.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 06 Apr 2010 02:18:36 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>“İç denge”nin önemi</title>
		<link>http://www.bizdoktoruz.com/%e2%80%9cic-denge%e2%80%9dnin-onemi/sağlik-%e2%80%9cic-denge%e2%80%9dnin-onemi-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.bizdoktoruz.com/%e2%80%9cic-denge%e2%80%9dnin-onemi/sağlik-%e2%80%9cic-denge%e2%80%9dnin-onemi-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 02:18:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bizdoktoruz.com/%e2%80%9cic-denge%e2%80%9dnin-onemi/sağlik-%e2%80%9cic-denge%e2%80%9dnin-onemi-tedavisi.html</guid>
		<description><![CDATA[ Sağlıklı bir beden, güçlü bir savunma sistemi, sakin bir zihin ve iyi bir ruh halini bir araya getirerek oluşturabileceğiniz “iç denge”yi sağlamak hem çok kolay hem de çok zor. Dr. Ender Saraç, bunun doğal yöntemlerle sağlanabileceğini söyleyerek, yollarını anlatıyor.
Yaz aylarında olmamıza rağmen havalar gerçek anlamda ısınmış değil. Havadaki bu değişiklikler nedeniyle bedenlerimiz hayli güçsüz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> Sağlıklı bir beden, güçlü bir savunma sistemi, sakin bir zihin ve iyi bir ruh halini bir araya getirerek oluşturabileceğiniz “iç denge”yi sağlamak hem çok kolay hem de çok zor. Dr. Ender Saraç, bunun doğal yöntemlerle sağlanabileceğini söyleyerek, yollarını anlatıyor.</p>
<p>Yaz aylarında olmamıza rağmen havalar gerçek anlamda ısınmış değil. Havadaki bu değişiklikler nedeniyle bedenlerimiz hayli güçsüz. Bu güçsüzlük kaçınılmaz olarak ruhumuza da yansıyor. Oysa doğa, canlılıktan ve kendini yenilemekten yana. Doğanın bir parçası olan bizler de güçlü, capcanlı olmak ve ona uyum sağlamak zorundayız. Bu nedenle de önce iç dengemizi gözden geçirmeliyiz.<br />
İç dengemiz<br />
İç denge derken, (yani zihin ve beden bütünlüğü için gerekli olan denge); sağlıklı bir beden, güçlü bir savunma sistemi, sakin bir zihin ve iyi bir ruh halini biraraya getiren dengeyi kastediyoruz. Bunlar biraraya gelince moraller de ışıldıyor, beden de. Ancak böyle olmak hiç de kolay değil. Biraz greyfurt suyu içip, vitamin almak ve şık giysiler seçip; saçlara da birkaç röfle attırmakla ışıldamıyor insan. Bunun için çok daha farklı bir çaba gerekiyor. “Önce bedenimi iyileştireyim, sonra da moralimi düzeltirim” demekle de olacak iş değil. Birlikte harekete geçmek ve güçlü bir hamle yaparak bu cansızlık halinin üstesinden gelmek gerekiyor.<br />
Kısacası, tepeden tırnağa iyileşmek ve bir daha kolay kolay hastalanmamak istiyoruz. ‘İmmün sistemi’ adı verilen savunma sistemimizi güçlendirirsek, bir daha bu tür sorunları ya hiç yaşamayız ya da daha hafif semptomlarla geçiştirebiliriz. Bu inançla Ayurveda uzmanı Doktor Ender Saraç’a giderek ne yapacağımızı sorduk. Ender Saraç, doğal yöntemlerle vücudun dengesini kazanacağını ve hastalık nedir bilmeden uzun yıllar yaşanabileceğini savunuyor.<br />
En önemli faktör; stres<br />
“Bağışıklık sistemi vücudun koruyucu kalkanıdır. Onu güçlendirmekten önce, çökertmemeyi öğrenmemiz gerekiyor. Burada en önemli faktör ise stres. Stres hücre faaliyetlerinde ve hormonlarda ciddi tahribatlar yapıyor. Bu tahribatlar olmadan önce, stresi azaltmak için harekete geçmek gerekir,” diyen Ender Saraç, stresi azaltmak için neler yapabileceğimizi ise şöyle özetliyor:<br />
Bitki çayları ve meditasyon<br />
“Meditasyon, beslenmeye özen gösterme, bitki çayları ve susam yağı ile masaj, stresi azaltmada son derece yararlıdır. Ancak bu saydıklarım yeterli değil. Çevremizdeki hava kirliliği, gürültü, kalabalık gibi sayısız olumsuz etken var.</p>
<p>Bu nedenle şehrin ana arterinde oturanlar ciddi toksik travmalar yaşıyorlar. Bedenleri yorulurken, ruhen de yoruluyorlar.<br />
Oysa oksijenin bol olduğu ortamlarda yaşayanlar en temel gıda olan oksijeni rahatlıkla aldıklarından, immün sistemlerini korumuş oluyorlar.”<br />
Ender Saraç’tan altın öneriler<br />
Dr. Ender Saraç’ın “altın” niteliği taşıyan önerilerini dikkate almalısınız:<br />
- Bol sıcak su için. Çünkü su bol bol toksin atmanıza yarar.<br />
- Lenf drenaj masajı ile rahatlayın. Aynı zamanda bu masajla toksin de atacaksınız.<br />
- Yoga ile huzura kavuşarak hem içten hem de dıştan temizlenmiş olacaksınız.<br />
- Zencefil çayı içerek bağışıklık sisteminizi güçlendirebilirsiniz.<br />
- Isırgan tohumu veya çayının ise kan yapıcı etkileri var.<br />
- Ekinesea adlı preparatları (Levent çarşısında bulunuyor) ise sık hastalanan kişilere tavsiye ediliyor.<br />
- Arı kovanındaki balmumu ise enfeksiyona karşı birebir. Ayrıca Ayurveda tabletleri, Klorella (yosun tableti) gibi tabletler de bağışıklık sistemi için seçenekler.<br />
- Soya özleri, tofu, recitine ise özellikle meme kanserine karşı iyi birer koruyucu olarak gösteriliyor. Ancak bunları kullanırken, bu konuda bilgi sahibi olan bir hekim ile birlikte karar vermelisiniz.<br />
- Fazla kırmızı etin strese neden olduğunu söyleyen Dr. Ender Saraç, vejetaryenlerde stres oranının daha az olduğunu belirtiyor ve et açığının bol soya, süt, peynir ve benzeri besinlerle dengelenebileceğini söylüyor.<br />
Ender Saraç’ın “Ayurveda” adlı kitabına bir göz attığımızda ise şunları görüyoruz: “Vejetaryenler ile kırmızı et yiyenler arasında karşılaştırma yapıldığında, et yiyenlerde kardiyovasküler hastalıkların kıyaslanamayacak oranda çok olduğu görülmüştür. Etle beslenme; stres, sigara ve genetikten daha etkili bir kanser nedenidir.<br />
Kırmızı et kanser yapıyor<br />
Et ile kanser arasında doğrudan bir ilişki vardır. Bence son zamanlarda bayanlarda genital kökenli, hormonal rahatsızlıkların ve kanserin görülmesinin en önemli nedenlerinden biri hormonlu et tüketiminin yoğunluğudur.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bizdoktoruz.com/%e2%80%9cic-denge%e2%80%9dnin-onemi/sağlik-%e2%80%9cic-denge%e2%80%9dnin-onemi-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stresle uzlaşmaya bakın</title>
		<link>http://www.bizdoktoruz.com/stresle-uzlasmaya-bakin/sağlik-stresle-uzlasmaya-bakin-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.bizdoktoruz.com/stresle-uzlasmaya-bakin/sağlik-stresle-uzlasmaya-bakin-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 02:18:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bizdoktoruz.com/stresle-uzlasmaya-bakin/sağlik-stresle-uzlasmaya-bakin-tedavisi.html</guid>
		<description><![CDATA[ Stres, insanlığın kaçınılmaz kaderi. Günlük yaşamın pürüzleri, beklenmedik olaylar, ailemizle çatışan beklentilerimiz veeee huzurlarınızda stres! Şimdi de iyi haberleri veriyoruz: Stresle uzlaşmanın yolları da var. Stresi bilmeyen, stres yaşamayan insan var mıdır acaba? Kimileri tasasız kişiliği, kimileri de rahat yaşam koşulları nedeniyle, pek strese girmezler. Böylelerine “Tanrı’nın şanslı kulu” demek daha doğru. Sanırsınız ki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> Stres, insanlığın kaçınılmaz kaderi. Günlük yaşamın pürüzleri, beklenmedik olaylar, ailemizle çatışan beklentilerimiz veeee huzurlarınızda stres! Şimdi de iyi haberleri veriyoruz: Stresle uzlaşmanın yolları da var. Stresi bilmeyen, stres yaşamayan insan var mıdır acaba? Kimileri tasasız kişiliği, kimileri de rahat yaşam koşulları nedeniyle, pek strese girmezler. Böylelerine “Tanrı’nın şanslı kulu” demek daha doğru. Sanırsınız ki bunların vücutlarında zerre kadar sinir yok; her zaman öylesine sakin ve sessizdirler. Tepkilerini yüzlerinden anlamak pek mümkün olmaz. Zaten pek tepki de vermezler.<br />
Kimileri ise, duygularını daha az açığa vurdukları için stres yaşamadıkları sanılır. Oysa bu kişiler sadece görünüşte “vaziyeti kurtaranlar” sınıfına girerler.<br />
Organlara etkisi<br />
Fakat stresin yarattığı hasarları organlardan izlemek mümkün: Ağrıyan bir mide, doğru çalışmayan bağırsaklar veya akneli bir cilt… Psikosomatik semptomlar, hemen ele verir yaşanan sıkıntıları. Bu yazımızda, günlük stresin yanı sıra yaşamın büyük stresleri karşısında neler yapmamız gerektiğini araştıracağız.</p>
<p>Hani “dakika bir, gol bir” derler ya, işte aynen öyle… Özellikle büyük şehirlerde, daha sokağa çıkar çıkmaz, günlük yaşam, trafik stresiyle başlar. “Özel”de ise çeşitli varyasyonlar hâlinde seyreder. Uyanırsınız, sular kesiktir, ütü yaparken pantolonunuz yapışır, çocuğunuz birdenbire tüm yediklerini çıkartır, tam otoparktan çıkarken komşunun yeni arabasını çizersiniz… Bunlara benzer daha bir sürü sevimsiz olay, kişinin stres eşiğine göre, az ya da çok zararlar yaratır.<br />
Stresin etkilerini, zaman zaman başağrısı, mide krampları şeklinde yaşayabilirsiniz. Eşiyle kavga ettiği için regl günü geciken kadınlardan tutun, okulda öğretmeni tarafından azarlandığı için geceleri altını ıslatan çocuklara kadar hemen herkes bir şekilde stres kurbanıdır. Adı akla bile gelmeyen ve hatta bilinmeyen hastalıklardan, önemli sinir hastalıklarına, hatta kansere kadar birçok derde yakalanma olasılığı son derece yüksektir.<br />
Uzmanlar stres düzeyi arttıkça, durumu felâkete dönüştürmemek için daha fazla dikkat gerektiği konusunda uyarıyorlar. Diyelim ki; genç bir kadının yaşadığı stres nedeniyle regli gecikiyor. Bu durumda, aklına hemen hamile kaldığını ihtimalini getirmesi, onu daha da kötü bir hâle sokuyor. Oysa esas neden, muhtemelen, eşiyle iki gün önce ettiği kavgadır… Mide bulantıları ise neden endişe ve gerginlikten olmasın ki? Bu açıdan bakabilse büyük bir ihtimalle rahatlayacak. Ama ne mümkün, birçoğumuz bu gibi durumlarda, olabilecek en kötü ihtimali, olmuş gibi düşünerek büyük bir panik yaşıyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bizdoktoruz.com/stresle-uzlasmaya-bakin/sağlik-stresle-uzlasmaya-bakin-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stresin doruğa ulaştığı saatler</title>
		<link>http://www.bizdoktoruz.com/stresin-doruga-ulastigi-saatler/sağlik-stresin-doruga-ulastigi-saatler-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.bizdoktoruz.com/stresin-doruga-ulastigi-saatler/sağlik-stresin-doruga-ulastigi-saatler-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 02:18:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bizdoktoruz.com/stresin-doruga-ulastigi-saatler/sağlik-stresin-doruga-ulastigi-saatler-tedavisi.html</guid>
		<description><![CDATA[ Harvard Üniversitesi’nce yapılan bir araştırma, çalışan kadınların işten çıkıp eve geldikten sonra geçirdikleri zamanın, en stresli zamanları olduğunu ortaya koyuyor. Aynı anda hem çalışmak hem de evi idare etmek çok zordur. Hele bir de çocuklarınız varsa, akşam saatler 6′ya yaklaştığında kaçınılmaz bir panik başlar.
Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, çalışan kadınların, işten çıkıp eve geldikten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> Harvard Üniversitesi’nce yapılan bir araştırma, çalışan kadınların işten çıkıp eve geldikten sonra geçirdikleri zamanın, en stresli zamanları olduğunu ortaya koyuyor. Aynı anda hem çalışmak hem de evi idare etmek çok zordur. Hele bir de çocuklarınız varsa, akşam saatler 6′ya yaklaştığında kaçınılmaz bir panik başlar.</p>
<p>Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, çalışan kadınların, işten çıkıp eve geldikten sonra geçirdikleri zamanın, günün en stresli saatleri olduğunu ortaya koyuyor. Uzmanlar bu durumun kadının ruhsal ve fiziksel sağlığı açısından tehlike sinyalleri verdiğini, stresin özellikle bağışıklık sistemini zayıflattığını, baş ve sırt ağrısı, mide bulantısı ve uykusuzluk gibi rahatsızlıklara yol açtığını belirtiyorlar.<br />
Çalışan annenin bir günü<br />
“Bilgisayarı kapatır kapatmaz ilk işim yuvaya koşarak 4 yaşındaki kızımı okuldan almak oluyor. Daha sonra ise yedi yaşındaki oğlumu okul sonrası etüd programından alarak eve dönüyorum. Bu arada yolda bir markete uğrayıp akşam yemeğini hazırlamak için bir şeyler almayı da ihmal etmiyorum. Eve gider gitmez ilk işim çocuklara yiyecek bir şeyler hazırlamak oluyor. Eve yeni gelen eşimle biraz sohbet ettikten sonra yemeğimizi yiyoruz. Bulaşıkları makineye yerleştirip, mutfağı düzenledikten sonra ufaklığa banyosunu yaptırıp, oğlana ev ödevlerinde yardım ediyorum. Bu arada bir yandan çamaşır makinesine attığım kirlilerin yıkanmasını beklerken diğer yandan da çocuklarla oynuyor, onlara kitap okuyor ve yataklarını hazırlıyorum. Küçük kızımın yanında o uyuyana kadar yatıyor ve uyumamak için kendimi zor tutuyorum. İkisini de uyuttuktan ve evin geri kalan işlerini yoluna koyduktan sonra oturup dinlenmek ve kendime zaman ayırmak için ancak birkaç dakika vaktim oluyor. Tabii bu yoğun temponun içinde iş kıyafetlerimi çıkarmaya fırsat bile bulamıyorum.”</p>
<p>Birçok kadın, iş kadınlığı, ev kadınlığı ve annelik arasındaki koşuşturmacaya fazla dayanamayarak işten ayrılmayı ve çocuklarıyla ilgilenmeyi tercih ediyor. Çocukları bebek bakıcısına ya da etüd programlarına teslim eden bir annenin, bir toplantının ortasında, bakıcının işi bıraktığını öğrenmesi, derse katılmayı reddeden çocuğunun öğretmeni tarafından okula çağırılması, stresin boyutunu daha da arttırıyor.<br />
Erkek yardım etmezse…<br />
Bir de kadının eşi, gerek ev işlerinde, gerek çocuklarla ilgilenme konusunda kadına yeterince yardımcı olmuyorsa durum daha da ciddileşiyor. Erkek gibi gün boyunca full-time çalışmış olmasına rağmen çocuklara kahvaltı ve akşam yemeği hazırlama sorumluluğunu da yine her zaman annenin üstlenmesi bekleniyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bizdoktoruz.com/stresin-doruga-ulastigi-saatler/sağlik-stresin-doruga-ulastigi-saatler-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Modern kadının laneti anksiyete</title>
		<link>http://www.bizdoktoruz.com/modern-kadinin-laneti-anksiyete/sağlik-modern-kadinin-laneti-anksiyete-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.bizdoktoruz.com/modern-kadinin-laneti-anksiyete/sağlik-modern-kadinin-laneti-anksiyete-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 02:18:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[akıl karışıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[anksiyete hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[güvensizlik]]></category>
		<category><![CDATA[hayalgücü geniş insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda anksiyete oranı]]></category>
		<category><![CDATA[kararsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[kaygılanmak]]></category>
		<category><![CDATA[kaygılar]]></category>
		<category><![CDATA[konsantrasyon bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolsüzlük]]></category>
		<category><![CDATA[kötümserlik]]></category>
		<category><![CDATA[panik duygusu]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcı insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[yetişme tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[zeki insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[zeki kadınlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bizdoktoruz.com/modern-kadinin-laneti-anksiyete/sağlik-modern-kadinin-laneti-anksiyete-tedavisi.html</guid>
		<description><![CDATA[ Anksiyete modern çağın, modern belâlarından… En büyük tehlike, anksiyetenin bir hastalık olduğunun bilincine varmayıp, hastalığı “ayakta geçirmeye” çalışmakta yatıyor. Ben aslında kötü biri miyim?.. Yoksa sevgilim benden sıkıldı mı?.. Ya ailemden biri hastalanırsa?.. Ya beklediğim terfiyi alamazsam?.. Ya onu incittiysem?
Benzer kaygılar, sizin de gündelik hayatınızı cehenneme çeviriyorsa, bu yazımızı okumanızda fayda var. Gündelik hayatın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> Anksiyete modern çağın, modern belâlarından… En büyük tehlike, anksiyetenin bir hastalık olduğunun bilincine varmayıp, hastalığı “ayakta geçirmeye” çalışmakta yatıyor. Ben aslında kötü biri miyim?.. Yoksa sevgilim benden sıkıldı mı?.. Ya ailemden biri hastalanırsa?.. Ya beklediğim terfiyi alamazsam?.. Ya onu incittiysem?</p>
<p>Benzer kaygılar, sizin de gündelik hayatınızı cehenneme çeviriyorsa, bu yazımızı okumanızda fayda var. Gündelik hayatın zehirli endişelere dönüşmesine izin vermeyebilirsiniz.<br />
kuldayken sınavlarınız için kaygılanırdınız. 20′li yaşlarınıza geldiğinizde, iş bulup bulamayacağınızı, başarılı olup olamayacağınızı merak ediyordunuz. İnsanların sizin hakkınızda ne düşündüğü, sizin için hayat memat meselesi.<br />
Şimdilerde mesleğinizde başarılı olup olmadığınız, terfi alıp almayacağınız, iyi uyuyup uyuyamayacağınız, ertesi gün işe vaktinde gidip gidemeyeceğiniz gibi mevzular üzerine kafa patlatıyorsunuz.<br />
Sağlığınız konusunda endişelisiniz. Ağrısız, sancısız bir gününüz geçmiyor. Hepsinden beteri de, sizi “gamlı baykuş”a çeviren şu endişeler; yani endişenin bizatihi kendisi…<br />
Sorular, kaygılar<br />
Sevgilinizin sizden bıkmış olabileceğini düşünüyorsunuz. Ya yarınlarda bir gün, yaşadığınız evden taşınmanız gerekirse? Ya ailenizden biri hastalanırsa? Ya memleket düzlüğe çıkmazsa? Ya dünya bir gün gerçekten batarsa?!?<br />
Bu ve benzeri kaygılar her gününüzü cehenneme çeviriyorsa; anksiyete dünyasının neferlerinden birisiniz demektir.<br />
Endişe, kaygı, vesvese, bir kadının mesleği gibidir. Büyük ihtimalle kadınlar endişelenme konusunda erkeklerden daha “başarılı” oldukları için, amiyane arabesk tabirle, acılarından neredeyse zevk alır bir hâle gelebilirler.<br />
Başarılı dediğimize bakmayın; kadınlar, dostlarıyla dertlerini paylaşıp, kendileriyle, dünyayla ve gidişatla dalga geçmeyi öğrenip, anksiyeteyle yaşamayı “başarıyorlar.”<br />
Herhangi bir kadının anksiyete oranı, bir erkeğe musallat olduğunda, o erkek genellikle kendisini depresyonun sessiz kollarına bırakıyor.<br />
Elbette ki endişe, kadın-erkek, hepimizin hayatında yeri olan bir mefhum; insan doğasının bir uzantısı… Uzmanlar, endişeyi, korkunun bir türü olarak nitelendiriyorlar. Doğanın bedenlerimize yerleştirdiği, kökleri çok derinlerde olan bir alarm sistemi de diyebiliriz…<br />
Endişenin kendisi endişeyse<br />
Potansiyel bir tehlike söz konusu olduğunda ve bu tehlikeyi bertaraf etme derdine düştüğümüzde, geçmiş kaynaklı korkularımız da yüzeye çıkar.<br />
Ancak, kimilerimizde bu alarm çok sık ve korkunç yaygaralı bir şekilde devreye girer; hayatımız bir endişeler, vesveseler silsilesi olur çıkar. Artık endişenin kendisi, endişelenecek bir şey hâline gelmiştir: Anksiyete dünyasına hoş geldiniz.<br />
“İyi endişe” hayata karşı önlemler almamızı sağlar; örneğin karşıdan karşıya geçerken sağımıza solumuza bakmayı ihmal etmemizi önler; bir iş görüşmesine giderken yeterince hazırlanmamızı sağlar. Kısacası, bir durum için söz konusudur, somuttur ve geçicidir…<br />
Kadınlarda daha fazla<br />
Aşırı ya da “kötü endişe”, kısacası anksiyete ise, kendi başına bir hayata sahiptir; hayatınızın sahibidir. Şimdi de kötü haberleri veriyoruz: Kadınların anksiyeteden musdarip olma oranları, erkeklere nazaran çok daha yüksek.</p>
<p>Peki kadınların “kötü” endişeleri nereden kaynaklanıyor? Uzmanlara göre, kaynaklar muhtelif…<br />
Sorun genetik olabilir; ya da anksiyete sahibi ebeveynin yetiştiriş tarzından kaynaklanabilir… Yaşadığımız travmatik bir olayın izleri neden olabilir… Ya da dünyaya ve hayata bakışımızda bir odak kayması söz konusu olabilir…<br />
Derdimiz kaygı<br />
Anksiyete, çağımıza has bir hastalık. “Kötü endişe”nin abartıldığı durumlarda, endişenin bizatihi kendisi, bir endişe nedeni hâline geliyor. Yine de endişelenmeyin; çaresiz değilsiniz…<br />
Uzmanlar, anksiyetenin çağımıza has bir hastalık olduğu konusunda da hemfikirler. Tarihle kıyaslayınca, kadınların haklarını kazanmalarının üzerinden çok zaman geçmediği ve pek çok konuda hassasiyetlerinin, kırılganlıklarının bulunduğu öne sürülüyor.<br />
Kadınlar uzun ve köklü bir değişim, dönüşüm sürece içindeler ve benzeri radikal süreçler, her zaman için stres ve anksiyete yaratıyor. Kadınların toplum içindeki rolleri genişledikçe, hayatları da karmaşıklaşıyor. Üstelik kadınların, geçmişten örnek alacakları bir rol modelleri de bulunmuyor.<br />
Çağımızın “yeni” kadını, kendi yolunu kendi bulmak zorunda. İyi bir sevgili/anne/dost/patron/iş arkadaşı/evlat mıyım?.. Buyrun bakalım…<br />
Doktorlar, anksiyeteyi, “zehirli kaygı” olarak da tanımlıyorlar. Endişe, belli bir seviyeye ulaştığı zaman, tüm sisteminizi etkilemeye ve iç organlarınızın fonksiyonlarından cinsel hayatınıza, cildinizden kemiklerinize kadar, hayatınızın her alanını tehdit etmeye başlıyor.<br />
Zamanımızda insani ilişkilere sekte inmiş olması da anksiyeteyi artıran faktörlerden biri. Özellikle, erkeklere nazaran daha duygusal olan ve paylaşmayı seven kadınlar, zamanımızın “yalnızlık senfonisinden” fena etkileniyorlar. Çok şükür ki, “kötü endişe”nin önünü radikal bir tutumla almak mümkün. Endişelerinizi “terbiye” ve kategorize etmeyi öğrenmeniz hâlinde, sıkıntılarınızın önüne geçebiliyorsunuz.<br />
Önemsizler<br />
Bunlar, genellikle ehemmiyetsiz konular üzerine üretilen vesvesenin, başını alıp, bir balon gibi büyümesiyle, can sıkıcı boyutlara ulaşırlar. “Önemsiz” anksiyete kaynaklarını belirlemek için kendinize şu soruları sorabilirsiniz: “Bu olay benim için ne kadar önemli?” Örnek vermek gerekirse: Patronunuzun sabahleyin sizinle konuşurken kullandığı ses tonunu kafanıza taktıysanız ya da bir iş arkadaşınızla kavga ettiyseniz, kendinize şunu sorun: “Beş yıl, hatta beş ay sonra bu olayı hatırlayacak mıyım?” Bu soruyu yanıtladıktan sonra, o olay üzerinde hakkettiğinden bir dakika fazla zaman kaybetmeyin.<br />
Gereksizler<br />
Bu sınıfı, “Ya olursa?” grubu diye de tanımlayabiliriz. Dünyanın en şanssız insanı olduğunuzu ve hayattaki bütün felaketlerin gelip sizi bulduğunu söyleyebilir misiniz? İtiraf edin ki, hakkında endişelendiğiniz konuların bir kısmının varlığından, hatta var olma ihtimallerinden bile söz etmek mümkün değil. Diyelim ki, bu genç yaşınıza ve sınırlı tecrübenize rağmen iş yerinizde, yüksek bir mevkiye getirildiniz. Sabah akşam, birilerinin size bir yanlışlık olduğunu, terfinizin geri alındığını söylediğini hayal edip, kahroluyorsunuz. Ya da sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar dizinizin dibinde oturan sevgilinizin sizi aldattığından neredeyse eminsiniz. Böyle bir şey olursa, düşer, ölürsünüz. Kaygı, midenizi yakıyor… Peki bir de şöyle sormaya ne dersiniz: “Ya olmazsa?”<br />
Çözümsüzler<br />
Pekâlâ; kabul edelim ki, hayatta gerçekten de kötü şeyler olabiliyor. Örneğin bir yakınınızın ileriki bir tarihte hastalanma ihtimali mevcuttur. İyi de, sizin şu anda bu kadar endişelenmeniz, bu durumu önleyecek mi? “Prematür” kaygıların, hiçkimseye bir faydası dokunmaz. Kendinize, bu sorunla ilgili şu anda yapabileceğiniz bir şey olup olmadığını sorun ve yapabileceğiniz bir şey yoksa, endişelenmeyi o an kesin.<br />
Kaynağa inip, çözüm üretemiyorsanız, anksiyete, türlü yan etkilerle de kendini gösterir. Konsantrasyon bozukluğu, kararsızlık, kötümserlik, güvensizlik, akıl karışıklığı, panik duygusu, kontrolsüzlük… Sadece bu kadar değil, fiziksel yan etkiler de söz konusu: Bedende kasılma, uykusuzluk ve düzensiz uyku, yorgunluk, tansiyon ve başağrısı…<br />
Yine de sözü nispeten gurur verici bir şekilde toparlayalım: Anksiyeteden musdarip insanlar için söylenebilecek birkaç iyi şey de mevcut. Anksiyeteye, hayalgücü geniş, zeki ve yaratıcı insanlarda daha çok rastlanıyor. Yani hayal gücünüz ne kadar genişse, kendinize hakkında endişelenebileceğiniz o kadar konu buluyorsunuz… Neresinden baksanız bu da rahatlatıcı bir düşünce… Yoksa aşırı zeki olmanız sizi endişelendiriyor mu?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bizdoktoruz.com/modern-kadinin-laneti-anksiyete/sağlik-modern-kadinin-laneti-anksiyete-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalbiniz kırılmasın!</title>
		<link>http://www.bizdoktoruz.com/kalbiniz-kirilmasin/sağlik-kalbiniz-kirilmasin-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.bizdoktoruz.com/kalbiniz-kirilmasin/sağlik-kalbiniz-kirilmasin-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 02:18:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bizdoktoruz.com/kalbiniz-kirilmasin/sağlik-kalbiniz-kirilmasin-tedavisi.html</guid>
		<description><![CDATA[ Kalp krizi sadece orta yaş insanını yakalamıyor. Yiyeceklerimize, sağlığımıza dikkat etmezsek ve her şey için kendimizi üzmeye devam edersek bizim de kalp krizi geçirme ihtimalimiz var. Büyük bir şehirde yaşıyoruz. Trafik, para, vakitsizlik, iş, okul, vs. gibi sorunlarla mücadele ediyoruz. Bütün bunların arasında sağlıklı kalmaya mucize gözüyle bakıyoruz. Gazetelerde, televizyonlarda, her gün, stresten kalp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> Kalp krizi sadece orta yaş insanını yakalamıyor. Yiyeceklerimize, sağlığımıza dikkat etmezsek ve her şey için kendimizi üzmeye devam edersek bizim de kalp krizi geçirme ihtimalimiz var. Büyük bir şehirde yaşıyoruz. Trafik, para, vakitsizlik, iş, okul, vs. gibi sorunlarla mücadele ediyoruz. Bütün bunların arasında sağlıklı kalmaya mucize gözüyle bakıyoruz. Gazetelerde, televizyonlarda, her gün, stresten kalp krizi geçirenleri görüyoruz.</p>
<p>Herkes bir sıkıntı içinde sürüklenip gidiyor. Bunlardan mümkün olduğu kadar uzak kalmaya çalışmalıyız; yoksa bir gün biz de beklemediğimiz bir zamanda kalbimizle ilgili sorun yaşayabiliriz. Bunun yaşı yok!<br />
Kalple ilgili rahatsızlıklar her ne kadar genellikle orta yaşlarda görülse de duymadığımız, görmediğimiz o kadar çok genç kalp hastası var ki! Her an bir şey olur kokusuyla yaşamak yerine beslenmemize dikkat edip, kafamızı rahat tutarsak korktuğumuz başımıza gelmez.<br />
Peki neler yapmamız gerekiyor?<br />
Her şeyi kafanıza takıp dert etmeyin; psikolojik dengenizi bozmayın. Tüm sorunların başlangıcı bildiğiniz gibi stres ve psikolojik sorunlar. Kafanız ne kadar rahat olursa, sağlığınız o kadar iyi olur.<br />
Bol bol meyve yemelisiniz. Meyvenin dışında koyu yeşil sebzeler de faydalı.<br />
Mümkün olduğu kadar az yağlı yemelisiniz. Bir süre yağsız yerseniz, ve vücudunuzu buna alıştırırsanız, yağlı bir şey yediğiniz zaman rahatsız olursunuz.<br />
Sebze yemeklerine de yağ koymayın; tahmin ettiğinizden çok daha zararlı.</p>
<p>Sık sık spor yapın. Koşun, yürüyün… Ama dikkat; yemek üstüne spor yapmayın.<br />
Kırmızı ete bir süreliğine ara verin. Kırmızı etler çok ama çok kolesterolllü. Bol bol balık yeyin! Buğulama, kızartma, ızgara,… Balığın hiçbir zararı olmadığı gibi, yararları saymakla bitmiyor. Haftada üç kere ideal.<br />
Tuzu terk edin. Hem kilo aldırır, hem vücudun su toplamasına neden olur, hem de tansiyonunuzu yükseltir.<br />
Kahve ve alkolle bir süreliğine vedalaşın ve bol bol su için.<br />
Eğer bütün bunlara rağmen şikâyetleriniz artıyorsa, kendinizi rahatsız hissediyorsanız mutlaka bir kardioloğa danışın ve gerekli müdahaleyi yaptırın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bizdoktoruz.com/kalbiniz-kirilmasin/sağlik-kalbiniz-kirilmasin-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Terapide çareler tükenmez!</title>
		<link>http://www.bizdoktoruz.com/terapide-careler-tukenmez/sağlik-terapide-careler-tukenmez-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.bizdoktoruz.com/terapide-careler-tukenmez/sağlik-terapide-careler-tukenmez-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 02:18:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bizdoktoruz.com/terapide-careler-tukenmez/sağlik-terapide-careler-tukenmez-tedavisi.html</guid>
		<description><![CDATA[ Gün boyu yaşadığımız stresi üzerimizden atmanın birçok yolu var. İşin sırrı, kendi özel sorunlarınıza karşı, size özel terapi çözümünü bulmakta yatıyor. Aroma terapi, masaj, yoga, meditasyon, refleksoloji ya da hidroterapi… Her biri ayrı sorunlar karşısında imdadınıza yetişerek, stres düzeyinizi en aza indirecek yöntemler. Panik ataktan sindirim sorununa, sırt ağrısından aşırı yorgunluğa kadar birçok fiziki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> Gün boyu yaşadığımız stresi üzerimizden atmanın birçok yolu var. İşin sırrı, kendi özel sorunlarınıza karşı, size özel terapi çözümünü bulmakta yatıyor. Aroma terapi, masaj, yoga, meditasyon, refleksoloji ya da hidroterapi… Her biri ayrı sorunlar karşısında imdadınıza yetişerek, stres düzeyinizi en aza indirecek yöntemler. Panik ataktan sindirim sorununa, sırt ağrısından aşırı yorgunluğa kadar birçok fiziki rahatsızlık karşısında insan vücudu ister istemez stresle yükleniyor. Ya da zihinsel yorgunluklar fiziki reaksiyonlara yol açıyor.</p>
<p>AROMATERAPİ<br />
Bitkilerden elde edilen yağlar; stres, depresyon, uykusuzluk, sindirim bozukluğu gibi sorunlarla başa çıkabilmek açısından bire bir. Aromaterapi, ayrıca cilt bozuklukları, egzama, soğuk algınlığı, grip, yanıklar ve selülite karşı da uygulanabiliyor. Bir aromaterapisti ziyaret ettiğiniz zaman önce kısa bir muayeneden geçiyorsunuz. Bu arada beslenme düzeniniz, diyet programınız, yaptığınız egzersizler ve genel sağlığınız üzerine detaylı bilgi veriyorsunuz. Bu bilgiler doğrultusunda aromaterapist sizin için en uygun bitki yağını seçiyor. Masaj eşliğinde bedene uygulanan yağ, enerjinizi artırırken sizi rahatlatarak sakinleştiriyor. Kasların gerginliğini azaltıp, lenf sistemini harekete geçirerek, dolaşımı kolaylaştırıyor. Aromaterapiyi evinizde kendiniz bile uygulayabiliyorsunuz. Küveti sıcak suyla doldurup, içine bir küçük kapak aromalı bitki yağı ilave ederek kendinize mükemmel bir banyo hazırlayabilirsiniz. Buharı içinize çekmek, sizi ayrıca dinlendirecek, günün yorgunluğunu üzerinizden kolayca atmanızı sağlayacaktır.<br />
YOGA<br />
Birçok insanın güvenle uyguladığı yoga, bedeni ve beyni aynı anda çalıştıran en ideal antrenman. Zihin, fizik ve ruh yapınızı dengelemek, hormonal dengesizlikleri, panik atakları, stresi ve sindirim sorunlarını önlemek açısından en kolay sonuç veren yöntem. Yeni başlayanların katıldığı sınıfta yoga eğitimi, genellikle rahatlama tekniklerinin öğretildiği derslerle başlıyor. İkinci etapta ise vücudun farklı bölümlerini çalıştıran değişik duruş şekilleri öğretiliyor. Nefes alıp verme ve esneme teknikleri ise bir sonraki aşama. Ardından bedeni rahatlatarak enerji depolayan en son ve en uzun bölüme geçiliyor. Bu dopdolu yoga programı yaklaşık bir saat sürüyor ve yemekten en az iki saat sonra uygulanabiliyor. İdeal olanı her gün yoga yapmak, ama eğer vakit darlığından şikâyetçiyseniz, zaman buldukça öğrendiğiniz hareketleri, hafiften ağıra doğru bir tempoyla uygulayabilirsiniz. Piyasada bulunan video kasetlerden satın alarak evde bile yoga yapabilirsiniz. Ama yine de, en az bir-iki seanslığına bir sınıfa yazılıp, hoca eşliğinde yoga yapmanızda fayda var. Bu arada kıyafet konusunda serbestsiniz. Kendinizi rahat hissettiğiniz her şeyi giyebilirsiniz. Üzerinize ince bir şeyler almayı ve yanınızda bir çift çorap götürmeyi unutmayın. Finale doğru vücut ısınız aniden düşünce üşüyeceğiniz için bunlara ihtiyacınız olabilir.<br />
MASAJ<br />
İyi bir masaj sizi fiziksel olduğu kadar zihinsel olarak da rahatlatır. Kaslar gevşer, tendonlar esner. Kan dolaşımı hızlanır ve toksinler vücuttan kolayca atılır. Masaj, ayrıca stresi giderir; sürekli masa başında oturarak çalışan kişilerde görülen baş, sırt, boyun ağrıları ve tutulmalara karşı da iyi bir tedavi biçimidir. Yorucu iş tempolarına, bitkinlik, baskı ve gerginliğe karşı birebirdir. Evde kendi kendinize masaj yapabilirsiniz. Nasıl mı? Uzanın, gözlerinizi kapatın. Sıcak suyla yıkadığınız temiz ellerinizin, parmak uçlarıyla yavaşça şakaklarınıza ve gözlerinizin çevresine hafif basınç uygulayarak masaj yapın. 15 dakika içerisinde baş ağrınızın geçtiğini hissedecek ve günün stresini üzerinizden atıp rahatlayacaksınız. Dilerseniz bebek yağı yada bitki yağlarıyla da masaj yapabilirsiniz.</p>
<p>REFLEKSOLOJİ<br />
Vücudun bütün organları ayaktaki belirli noktalara basınç uygulanarak ya da ayak masajı yaparak rahatlatılabilir. Ayaklar vücudun en hassas bölgesidir; özellikle hormonal problemler, bu yöntemle giderilebilir. Ayrıca alerji, yüksek tansiyon, arterit ve sindirim sorunları için de tavsiye edilebilir.<br />
ALEXANDER TEKNİĞİ<br />
Bu metod, düşünce gücünü beden gücüyle birleştirme esasına dayanır. Dersler, konusunda uzman bir öğretmen eşliğinde yapılıyor. Anksiyete, solunum düzensizliği, sırt ve boyun ağrılarına kesin çözüm olarak önerilen Alexander Tekniği, aynı zamanda dengeyi sağlıyor ve refleksleri ayarlıyor. Yürüyüş, oturma, kıvrılarak yere eğilme, yukarı doğru yükselme tekniklerinden oluşan metod, günlük hayattaki basit aktivitelerimize benzese de uygulanan yöntemlere eklenen spor ruhu sizi dinlendiriyor. Günde 30 ila 45 dakika boyunca uygulanan metod, yeni başlayanlar için haftada iki yada üç kez tavsiye ediliyor.</p>
<p>MEDİTASYON<br />
Meditasyon, günün sakin bir anında evde kendi başınıza uygulayabileceğiniz bir rahatlama yöntemi. Bedeni ve zihni dinlendirmek, stresten arınmak için en ideal metod. En popüler meditasyon yöntemi rahat edeceğiniz bir yere oturup düşüncenizi tek bir noktada toplayarak rahatlamak ve bilincinizi keşfetmektir. Bulunduğunuz ortamın loş bir ortam olması, yakacağınız birkaç mum sizi daha da gevşetecek ve sakinleştirecektir. Gözlerinizi kapatarak mükemmel bir sahili ya da masmavi bir denizi düşünebilirsiniz. Hoşunuza giden basit bir kelime seçip bunu içinizden tekrarlayarak ya da sevdiğiniz bir şarkının melodisini düşünerek de meditasyon yapabilirsiniz. Meditasyon haftada en az üç kere uygulanmalı ama tavsiye edilen sıklık, her gün belli bir süreyi meditasyona ayırmak. Günde birkaç dakika bile yeterli olabilir.<br />
HİDROTERAPİ<br />
Suyun gücüne dayanan yöntem, sağlık için en ideal metod. Su, vücudu toksinlerden arındırırken aynı zamanda bağışıklık sistemini de güçlendiriyor. Suda yapılan egzersizler, çok daha etkili oluyor. Sauna, buhar banyosu, kaplıca, hamam, talassoterapi ve deniz suyu, birçok derde deva oluyor. Özellikle Türk hamamında, buharla açılan gözeneklere yapılan keseyle, beden, canlı ve sıkı bir forma kavuşuyor. Arterit, kırık ve eklem ağrılarında çözüm olarak hidroterapi gösteriliyor. Suyun insan ruhu üzerinde, sakinleştirici ve stres giderici bir etkisi de var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bizdoktoruz.com/terapide-careler-tukenmez/sağlik-terapide-careler-tukenmez-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklukta yaşanan taciz beyni değiştiriyor</title>
		<link>http://www.bizdoktoruz.com/cocuklukta-yasanan-taciz-beyni-degistiriyor/sağlik-cocuklukta-yasanan-taciz-beyni-degistiriyor-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.bizdoktoruz.com/cocuklukta-yasanan-taciz-beyni-degistiriyor/sağlik-cocuklukta-yasanan-taciz-beyni-degistiriyor-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 02:17:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bizdoktoruz.com/cocuklukta-yasanan-taciz-beyni-degistiriyor/sağlik-cocuklukta-yasanan-taciz-beyni-degistiriyor-tedavisi.html</guid>
		<description><![CDATA[ Kanada’nın Montreal kentindeki McGill Üniversitesi’nde araştırma yapan bilim adamları, çocukluk döneminde tacize uğrayan ve daha sonra intihar eden kurbanların beyinlerinde, genetik değişimin meydana geldiğini ortaya koydu.
Araştırmacılara göre bu keşif çocuklukta yaşanan taciz ve ihmalin, insanlarda biyolojik etkilerinin olabileceğini kanıtlıyor. Bu bulgu ayrıca, kişideki yüksek intihar eğiliminin bulunmasına, tedavi edilmesine ve gelecekteki intiharların önlenmesine de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> Kanada’nın Montreal kentindeki McGill Üniversitesi’nde araştırma yapan bilim adamları, çocukluk döneminde tacize uğrayan ve daha sonra intihar eden kurbanların beyinlerinde, genetik değişimin meydana geldiğini ortaya koydu.<br />
Araştırmacılara göre bu keşif çocuklukta yaşanan taciz ve ihmalin, insanlarda biyolojik etkilerinin olabileceğini kanıtlıyor. Bu bulgu ayrıca, kişideki yüksek intihar eğiliminin bulunmasına, tedavi edilmesine ve gelecekteki intiharların önlenmesine de yardımcı olabilecek.</p>
<p>Araştırmada, çocukluğunda tacize uğramış 18 intihar kurbanının tamamının genetik yapılarında değişiklikler tespit edildi. Bu değişikliklerin genlerde değil, hücreleri çalıştıran proteinleri yapan ribosomal ribonükleik (RNA) geninde olduğu belirtildi. Araştırmaların bundan sonraki kısmında bilim adamları, tacizin neden olduğu değişikliklere karşı teşhis testleri geliştirmek ve söz konusu değişiklikleri engellemek için çalışacaklar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bizdoktoruz.com/cocuklukta-yasanan-taciz-beyni-degistiriyor/sağlik-cocuklukta-yasanan-taciz-beyni-degistiriyor-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sınav kaygısı konsantrasyon bozuyor</title>
		<link>http://www.bizdoktoruz.com/sinav-kaygisi-konsantrasyon-bozuyor/sağlik-sinav-kaygisi-konsantrasyon-bozuyor-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.bizdoktoruz.com/sinav-kaygisi-konsantrasyon-bozuyor/sağlik-sinav-kaygisi-konsantrasyon-bozuyor-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 02:17:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bizdoktoruz.com/sinav-kaygisi-konsantrasyon-bozuyor/sağlik-sinav-kaygisi-konsantrasyon-bozuyor-tedavisi.html</guid>
		<description><![CDATA[ Anadolu liseleri ve kolej sınavlarına hazırlanan ilköğretim okulu öğrencilerinde, yoğun stresten kaynaklanan konsantrasyon zorluğu, karar verme güçlüğü, unutkanlık ve öğrenileni kullanamama gibi sorunlar yoğun olarak görülüyor.
Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çocuk Ruh Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Özlem Yıldız Öç, özellikle ilköğretim okulu 8′inci sınıf öğrencilerinde, sınav [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> Anadolu liseleri ve kolej sınavlarına hazırlanan ilköğretim okulu öğrencilerinde, yoğun stresten kaynaklanan konsantrasyon zorluğu, karar verme güçlüğü, unutkanlık ve öğrenileni kullanamama gibi sorunlar yoğun olarak görülüyor.</p>
<p>Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çocuk Ruh Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Özlem Yıldız Öç, özellikle ilköğretim okulu 8′inci sınıf öğrencilerinde, sınav günü yaklaştıkça sorunların da ortaya çıkmaya başladığını söylüyor. Öç, sınav kaygısını azaltmak için, gevşeme egzersizlerinin yapılması ve düşünce biçiminin düzenlenmesi gerektiğinin altını çiziyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bizdoktoruz.com/sinav-kaygisi-konsantrasyon-bozuyor/sağlik-sinav-kaygisi-konsantrasyon-bozuyor-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stres orta sınıf için en büyük tehdit</title>
		<link>http://www.bizdoktoruz.com/stres-orta-sinif-icin-en-buyuk-tehdit/sağlik-stres-orta-sinif-icin-en-buyuk-tehdit-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.bizdoktoruz.com/stres-orta-sinif-icin-en-buyuk-tehdit/sağlik-stres-orta-sinif-icin-en-buyuk-tehdit-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 02:17:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bizdoktoruz.com/stres-orta-sinif-icin-en-buyuk-tehdit/sağlik-stres-orta-sinif-icin-en-buyuk-tehdit-tedavisi.html</guid>
		<description><![CDATA[ Stres, insan vücudunu çökerten çağın en önemli sorunlarından biri. Psikolojik bir sorun gibi görülse de, daha çok ortamdan kaynaklanan bir durum. Bazı meslekler de stresi sürekli kılıyor. Ve stres, sanıldığı gibi yöneticileri değil, yönetilenleri tehdit ediyor.
Yoga ve meditasyon yöntemlerini öğreniyoruz; daha sakin kalabilmek için bitki karışımlarından oluşan çayları içiyoruz; doğru nefes almayı başarırsak daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> Stres, insan vücudunu çökerten çağın en önemli sorunlarından biri. Psikolojik bir sorun gibi görülse de, daha çok ortamdan kaynaklanan bir durum. Bazı meslekler de stresi sürekli kılıyor. Ve stres, sanıldığı gibi yöneticileri değil, yönetilenleri tehdit ediyor.<br />
Yoga ve meditasyon yöntemlerini öğreniyoruz; daha sakin kalabilmek için bitki karışımlarından oluşan çayları içiyoruz; doğru nefes almayı başarırsak daha sakin kalabileceğimizi umuyoruz; ama yine de stres, peşimizi bir türlü bırakmıyor. Çünkü, hayatın ritmi, sürekli olarak stresi sunuyor bizlere.<br />
Stres, çağın sorunu<br />
Büyük holdinglerin sorumluluk sahibi patronlarından bir montaj işçisine kadar herkes, stresi iliklerine kadar hissederek yaşıyor. Milyarca insanı pençesine alan ve çağın sorunu olarak nitelenen stres, bazı meslek gruplarını daha çok etkiliyor ve birçok hastalığa da zemin hazırlıyor. Kalp damar rahatsızlıkları, tansiyon, depresyon, anksiyete gibi rahatsızlıkların çoğunun temelinde stres yatıyor.</p>
<p>3 misli yüksek tansiyon<br />
Psikiyatri uzmanlarına en stresli meslekler sorulduğunda, alınan cevaplar hayli düşündürücü. Polis, doktor, asker, itfaiyeci, borsacı ve gazeteciler, çağın hastalığından en fazla etkilenen meslekler arasında. Genel kanının aksine, en stresli olanlar yönetici kadrolar değil. Tam tersi, monoton ve itibarı düşük işlerde çalışanların stresleri daha fazla. Çünkü, işlerini yürütürken kontrol güçleri az. Yani, işlerini çok iyi yapmaları bekleniyor ama karar alma yetkileri yok.<br />
Örneğin, kişisel kontrolün mümkün olmadığı, günlük rutinde rahatlama olanağının bulunmadığı, vatandaşla direkt ilişki içinde olunan, talep ve beklentinin çok ama bağımsız karar alma yetkisi bulunmayan işlerde çalışanlarda, 3 misli yüksek tansiyona rastlanıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bizdoktoruz.com/stres-orta-sinif-icin-en-buyuk-tehdit/sağlik-stres-orta-sinif-icin-en-buyuk-tehdit-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uyku zihin ve sinir sistemi gelişimini etkiliyor</title>
		<link>http://www.bizdoktoruz.com/uyku-zihin-ve-sinir-sistemi-gelisimini-etkiliyor/sağlik-uyku-zihin-ve-sinir-sistemi-gelisimini-etkiliyor-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.bizdoktoruz.com/uyku-zihin-ve-sinir-sistemi-gelisimini-etkiliyor/sağlik-uyku-zihin-ve-sinir-sistemi-gelisimini-etkiliyor-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 02:16:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[hafif uyku]]></category>
		<category><![CDATA[sinir sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[sinir sistemi gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Uyku]]></category>
		<category><![CDATA[zihin gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[zinde kalmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bizdoktoruz.com/uyku-zihin-ve-sinir-sistemi-gelisimini-etkiliyor/sağlik-uyku-zihin-ve-sinir-sistemi-gelisimini-etkiliyor-tedavisi.html</guid>
		<description><![CDATA[ Bedensel ve zihinsel gelişmeler için gerekli işlevlerin gerçekleştiği bir süreç olan uyku sırasında; büyüme hormonunun düzeyi artıyor, protein sentezi hızlanıyor ve sinir sistemi gelişiyor.
Çocuklar; ninnilerde söylendiği gibi, uyuyarak büyüyor. Bu yüzden, bebekler için uyku son derece önemli. Çünkü bebeğin beyninin büyüme ve gelişme süreci, ileride yürüme, konuşma ve düşünme imkanı veren nöron bağlantılarının oluşumuna [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> Bedensel ve zihinsel gelişmeler için gerekli işlevlerin gerçekleştiği bir süreç olan uyku sırasında; büyüme hormonunun düzeyi artıyor, protein sentezi hızlanıyor ve sinir sistemi gelişiyor.<br />
Çocuklar; ninnilerde söylendiği gibi, uyuyarak büyüyor. Bu yüzden, bebekler için uyku son derece önemli. Çünkü bebeğin beyninin büyüme ve gelişme süreci, ileride yürüme, konuşma ve düşünme imkanı veren nöron bağlantılarının oluşumuna bağlı. Anne Bebek dergisinin Mayıs sayısında yer alan bilgilere göre, bağışıklık sisteminden vücudun yenilenmesine kadar birçok yararı olan bebeğin uykusuna, çok dikkat etmek gerekiyor.<br />
Zeka gelişimini sağlıyor<br />
Uyku, bebeğin zeka gelişimini hızlandırıyor. Bebeklerin zihinleri uyurken de çalışıyor ve öğrenme süreçleri devam ediyor. Bebek, uyanıkken gördüğü, duyduğu, yaptığı ve hissettiklerini beynine depoluyor. İyi ve kaliteli uyku sırasında; depolama işlemi rahatlıkla gerçekleşiyor ve bebek güne daha zinde başlamış oluyor. Dolayısıyla, uyanıkken dış etkenlerin uyarısına, öğrenmeye daha açık hale geliyor. Uzmanlar, uyku sırasında beyinde belirgin değişikliklerin meydana geldiğini belirtiyor. Çünkü, uyku ile beynin doğrudan bir ilişkisi var. Dr. Ronald Dal, beyni şöyle tarif ediyor: “Uyanık olduğunda; tüm enstrümanların birbirini hissettiği ve uyum içinde çaldığı bir orkestra. Uyku sırasında; tüm enstrümanların bağımsız olduğu ve birbirini duymadığı bir orkestradır.”</p>
<p>Uykunun pek çok fonksiyonu bulunuyor; organizmanın yenilenmesi ve enerjinin korunması gibi. Uykusuzluğun olumsuz sonuçlarına gelince… Uzmanlar uyku olmazsa, nöronların yani beyin hücrelerinin hücre fonksiyonlarını bozacak derecede enerjisini tüketebileceğini veya hücre faaliyetleri sonucunda meydana gelen yan ürünlerle kirletilebileceğini belirtiyor. Yetersiz uyku ise belleğin, dikkatin ve fiziksel durumun kötüleşmesine neden oluyor.<br />
2 aşamadan oluşuyor<br />
Belleğin ve düşünme yeteneğinin gelişmesinin yanı sıra dikkat yönlendirilmesi, konsantrasyon ve konuşma faaliyetlerinin birçok tarafının planmasından sorumlu olan ana beyin için, uyku en önemli etken. Çocuk beyninin büyüme ve gelişme süreci; büyük ölçüde yürüme, konuşma ve düşünme imkanı veren nöron (sinir bağlantısı) gelişimine bağlı. Bu önemli nöron bağlantılarının en yoğun şekilde oluşması ise uyku sırasında gerçekleşiyor. Bebeklerin uykusu da yetişkinlende olduğu gibi derin ve hafif uyku olmak üzere iki aşamadan oluşuyor. Derin ve hafif uykudan oluşan süreye de devir deniliyor. Her devir, 60 dakika sürüyor. Derin uykudaki bebeğinizin beden hareketleri az, uykudan uyandırılması ise güçtür. Hafif uyku sırasında bebekler hareketleniyor, gözlerini oynatıyor ve uykudan uyandırılması kolaylaşıyor. Derin uyku sırasında, bebekler zihinlerini dinlendiriyor. Hafif uykuda ise bebeklerin zihinleri çalışmaya devam ediyor.<br />
Elektronik bir sistem gibi<br />
Yapılan araştırmalarda, hafif uykunun zihinsel gelişim için çok önemli olduğunu ortaya çıkartmış. Londra Çocuk Sağlığı Enstitüsü Nöroloji Departmanı Başkanı Annet Karmiloff, hafif uykuda beyin hücreleri arasında kurulan bağlantıyı şöyle açıklıyor. “Beyni büyük bir elektronik sistem gibi düşünelim. Her yeni öğrenilen bilgiyi, bu sisteme eklenilen bir kabloya benzetebiliriz. Yeni bilgiler yani kablolar, sisteminin bir bölümünün diğer bölüme bağlantısını sağlar.” Dr. Karmiloff’a göre bu işlem, hafif uyku sırasında ortaya çıkıyor. Yani siz bebeğinizi gözleri kapanırken gördüğünüzde, aslında beyni gece vardiyasına hazırlanıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bizdoktoruz.com/uyku-zihin-ve-sinir-sistemi-gelisimini-etkiliyor/sağlik-uyku-zihin-ve-sinir-sistemi-gelisimini-etkiliyor-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
