Tarihin Sonu(The End History) tezini ortaya atarak liberalizmi ölümsüzleştirmeye çalışan Francis Fukuyama, 2000`li yılların başında en fazla konuşulan isimdi. Ortaya koyduğu tez Türkiye`de yankı buldu. Bu tezden yola çıkan çok sayıda kişi kitap ve makale yayımladı. Bir anda tüm dünyada tartışılan bu tez, Fukuyama`nın dikkat çektiği birçok önemli hususu gölgede bıraktı. Gölgede kalan bu hususlar konuşulmadı tartışılmadı. Belki de tartışılması istenmedi. Oysa Fukuyama`nın `Tarihin Sonu` kadar önemli başka tezleri de vardı.
Â
Bu tezlerini açıkladığı `Bizim insanötesi geleceğimiz` kitabı,` (Our Posthuman Future) Tarihin Sonu` kadar ilgi görmedi. Oysa bu kitap bugün yaşadığımız ve ileride yaşayacağımız birçok soruna kapı aralıyordu. Tüm dünyanın korkulu rüyası haline gelen `Domuz Gribi` hastalığını bize önceden haber veren Fukuyama, acaba bizlere neler söylüyordu?
Â
İlaç sektörünün ulaştığı noktaya dikkat çeken Fukuyama bu alanda yaşanan gelişmelerin insanların üzerinde yaptığı etkiyi sorguluyordu. Özellikle insanları var olan algılamalardan uzak, sanal bir dünyaya iten ilaçların insanlar üzerindeki etkisine vurgu yapıyordu. Bu ilaçların insanlar üzerinde yapacağı değişikliği, insanlığı nasıl bir açmaza sürükleyeceğini ifade ediyordu. Tek amaçları kâr etmek olan, ilaç şirketlerinin, kârlılıklarının devamı için her türlü çabayı sarf edeceklerinden dem vuran Fukuyama çok da haksız sayılmazdı.
Â
Biyolojik savaşların yaşandığı bir dünyada nefes aldığımızı unutmuş gibiyiz. Dünyayı çok uluslu dev şirketlerin yönettiği gerçeği yanı başımızda dururken, bu şirketlerin faaliyet alanlarına şöyle bir göz atmamız yeterli. Dev şirketlerin özellikle ilaç sektörünü ellerinde bulundurdukları ve tüm insanlığı yok edecek biyolojik silahlara sahip olduklarını biliyoruz.
Â
Egemen güçlerin sır gibi sakladıkları bu ölümcül silahları acaba ne zaman kullanılacak? Yoksa kullanılıyor mu ?
Â
Kârlarını arttırmak isteyen ÅŸirketlerin dünyaya bir virüs yayarak, ardından bu virüsün panzehirini satmaları çok da zor bir iÅŸ deÄŸil. Tıpkı kapitalist düzenin yok ettiÄŸi ruhları kurtarmak adına piyasaya sürülen yüzlerce mutluluk hapı gibi… Prozac, Zanax, Lustral.
Â
Peki tüm dünyayı yok etmek bu kadar kolay mı ? Evet kolay. Bugün laboratuvar ortamında üretilen sayısını ve etkisini bilmediğimiz yüzlerce virüs var. Sayılarını bilmesek de etkilerini biliyoruz. Yakın coğrafyamızda biyolojik silahların nasıl bir katliama sebep olduklarını bir hatırlayın. Ama bu tip ölümler, dünyaya ürün satan çok uluslu şirketlerin işine gelmemektedir. Çünkü bu şirketler için her insan potansiyel bir müşteri ve aynı zamanda ucuz iş gücüdür. Ürettikleri, elbiseleri, ayakkabıları, arabaları, bilgisayarları, yiyecekleri kime satacaklar, günlüğü 2 dolara kime ürettirecekler. Yine bu insanlara. O zaman öldürmek çare değilse, bu işin başka yolları olmalı, işte bizler yakın gelecekte o yolları bir bir öğreneceğiz, yavaş yavaş da öğreniyoruz. Fukuyama`nın birçok tezine katılmasam da `Bizim insanötesi geleceğimiz` kitabı mutlaka okunmalı.
Â
2002 yılında yayımlanan bu kitabın ardından ABD`nin Johns Hopkins ve Pittsburgh üniversiteleri, 2005 yılında bir araştırma yaptı. Aralarında Türkiye`nin de bulunduğu bazı ülkelere biyolojik bir saldırı olması durumunda, ne tür bir tepki verileceği masaya yatırıldı. `Atlantik Fırtınası` adı verilen bu hayali senaryoda dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeline Albright da yer aldı.
Â
Senaryoya göre `Yeni Cihad` isimli terörist bir grup, bazı ülkelere biyolojik saldırıda bulunur. Saldırının ardından Türkiye, Almanya, İsveç ve Hollanda`da çok sayıda insan çiçek hastalığına yakalanır. Tesadüfe bakın ki bu ülkelerde çiçek hastalığına karşı yeterli ölçüde aşı yoktur. ABD devreye girer ve Dünya Sağlık Örgütü`nü ikna edilerek bu ülkelere aşı gönderilmesi sağlanır.
Â
Kısaca anlatmaya çalıştığım bu olayı `beyin fırtınası` olarak değerlendirebiliriz ki, bu senaryoyu tartışan liderler de böyle bir değerlendirmede bulunmuşlardır. Bu tür fırtınaların faydası olduğu kesin ama kime faydası olduğu maalesef belli değil